Şiraze…
Posted by suveyda Ekim 25, 2006

Yolun sonu hayat. Yolun başı hayat. Yol boyu hepten hayat. Sıkışıp kaldım şiraze. Diyorum çoğu zaman göklere dönüp yüzümü “emanet çok ağır.” Büküldükçe bükülüyorum şiraze. Çatlayan ellerim acıyor. Tırnaklarım acıyor. Saçlarım, kaşlarım, kirpiklerim acıyor. Kanıyorum gün boyu. Nasıl olayım işte, bunca sıkışmışlığın arasında heyhat’ım şiraze
~~~~
Düşünüyorum çok zaman, “hayat üzerine kaç cümle kurdular” diye. Cümleler de hayatın kendisi de, hayattan olmayan bir ben miyim ne? Bul beni şiraze. Daha girmeden karanlığa tüm aydınlığımı yuttum. Başıma bir ayla takıp, olamayacağım her ne var ise el ettim. Bul beni şiraze. Gözümden tut, dilimden…
~~~~
Bazen gecenin en sessiz anında göğe bir merdiven dayayıp çıkmak geçiyor içimden yukarılara. Aşağıda hayat. Yukarıda hayat. Aşağı yukarı hepten hayat şiraze. Tutup askıya asamıyorum. Dolaba koyup saklayamıyorum. Sandığa kilitleyemiyorum. Kilit üstüne kilit vuramıyorum. Şiraze, ben en var halimle yok olmanın telaşındayım. Dünyanın her anını hayata döndürememenin telaşındayım. Sonsuzluğumu yeşertememenin telaşındayım. Her mevsimi ruhuma aşılayamamanın telaşındayım. Telaş içinde bir ben’im şiraze.
~~~~
İhsanı bol olana sevdalıyken, insana dair her şey ne kadar da az görünüyor gözüme. Verseler verseler ne kadarını verirler şiraze? Verirken kaç ölçer, kaç biçerler şiraze? Buralardayım. İkinci paragrafın üçüncü satır, sekizinci kelimesinde… Sayfalardan iki-yüz-yetmiş-dokuz… Okuya okuya bul beni şiraze. “Boşluk” diye bir şey yok, her kelime arası dolu. Her satır arası dolu. Her paragraf arası dolu. Sayfa kenarları dolu. Dopdoluyum şiraze.
~~~~
“Aşk” desen aşk.
“Hasret” desen hasret.
“Acı” desen acı.
“Sevda” desen sevda.
“Renk” desen renk.
“Yol” desen yol.
“Işık” desen ışık.
Ne ise aradığın onunla doluyum şiraze.
~~~~
Gül verdiler, dikenini de istedim. Dikensiz gül kokmuyor şiraze.
Gökyüzü verdiler, bulut da istedim. Bulutsuz gökyüzü dalgasız deniz gibi şiraze.
Kağıt verdiler, kalem de istedim. Kalemsiz kağıt boş şiraze.
Anladım ki, verenden hep isteniyor şiraze.
Verdikçe isteniyor, verdikçe dahası isteniyor şiraze.
~~~~
Buralarda kalakaldım gibi. Öyle bir his işte. Durağanlaşmak. Lakin… hiçbir şey kalmıyor şiraze. Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor. Rüzgar katıp bulutları önüne götürüyor, pazardaki meyveler akşama satılıyor, sular akıyor, saat tik tak’larını sürdürüyor, buzdolabı gürültüyle çalışmaya devam ediyor, akşam oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir yapraklanıyor bir çiçekleniyor… Hiçbir şey kalakalmıyor şiraze.
~~~~
“Önüm arkam, sağım solum sobe” diyorum. Kimseler yok. Sobeleyecek kimseler yok şiraze. Ben de duvardaki tabloyu, çekmecedeki düğmeleri, pencereden görünen evleri, yoldan geçen arabaları sobeliyorum. Sonra kaçıp saklanıyorum kendime. Kimse beni bulmuyor, bulamıyor şiraze.
hep seninle…
melek demiş
çok güzelmiş gerçekten etkilendim
emre demiş
ben bukadar güzel sözcüklerin bir araya geldini uzun zamandan beri görmemiştim gercekden cok muhteşemller beni bazı anılarıma ve duygularımı tekrar yaşatınız icin teşekürler diliyorum suveyda
gul demiş
şiraze çile çekmenin o kadarda kötü olmadığını anlatıyo bence söze öze uygun bir kelime acı çekmek çile çekmeninde güzel yönleri var tabiki bu herkesin yorumuna bağlı bana göre acı çile insanı olgunlaştırır doğruyu buldurur.ağlamanın sonu mutlaka gülmektir diyorum.
gul demiş
Yaralıyım yarlandım
Senin için senin için
Dile düştüm karalandım
Senin için senin için
Dile düştüm dilsiz kaldım
Bahçıvanken gülsüz kaldım
Leyla sevdim çölsüz kaldım
Senin için senin için
Gel bana bu kadar etme
Yeter artık dara çekme
Ad’u dan yediğim tekme
Senin için senin için
Şiraz-i çile çekendir
Al kapı kapı dilendir
Boynumdaki yağlı kendir
Senin için senin için
mehmet demiş
çok güzel.ayvakti dergisinde yayınlanan şiraze mektupları.okumak isteyenler ayvakti.netten okusun
maşife demiş
şiraze bir ayrı dert, şiraze olması gereken asıl dert gönülden dökülen acının süslü katreleri…evet acı insanı gerçekten olğunlaştırır ve bu güzelliklere vesile olur…gönlünüze sağlık çok beğendim aeo